Harfleri Seven Bulut

Harfleri Seven Bulut

Harfleri Sevdiğimi Nasıl Anladım?


1954 yılında, Beyşehir Gölü kıyısında Tolca Köyü’nde doğdum. Nüfus kağıdımda, doğum günü olarak 10 Ocak tarihi yazılıdır ama; annem, afyonlar çiçek açtığı zaman (mayıs) doğduğumu söyler.

İlkokul dönemimde, ders kitaplarının dışında bir kitap görmedim; okumadım da ama masallar, Mevlâna öyküleri ve Nasreddin Hoca fıkraları dinleyerek büyüdüm.

Dinlediğim masalları, bir deftere, aklımda kaldığı kadarıyla yazmaya çalışarak, ilk yazma deneyimimi bu yıllarda yaptığımı söyleyebilirim. Yazar olacağım diye değil elbet! Dinlediğim masalları unutmayıp, ertesi gün arkadaşlarıma anlatarak, onlara “masal bilen çocuk” havası atmak için!

İlkokul dönemimde… Türkçe ders kitaplarımı da anmalıyım mutlaka: Evet, bayram törenlerinde okumak için ezberlediğim şiirler dışında sevdiğim için ezberlediğim ilk şiirleri onların sayfalarında görüp, okudum… Ezberlediğim ilk şiiri bugün gibi hatırlıyorum: Kır Şarkısı ‘ydı, Behçet Necatigil’in. Otlatmak için atlarımızı kıra götürdüğümde, çayırların üstüne ya da ekinlerin arasına uzanır, bu şiiri okuyarak, parmaklarımın üzerinde yürüyen uç uç böcekleriyle konuşurdum…

Öykülerle de, ilk kez bu Türkçe ders kitaplarında tanıştım. Beni çok etkileyen üç öyküyü de hemen söyleyebilirim: Kirazlar (Reşat Nuri Güntekin), Kaşağı (Ömer Seyfettin), Eskici (Refik Halit Karay).

İlk Okuduğum Kitap

Ders kitaplarının dışında bir kitapla, bir romanla, bir öykü veya şiir kitabıyla ortaokul için gittiğim Beyşehir’de tanıştım. Bir öğretmenim, bir halk kütüphanesi olduğunu söyledi, yerini tarif etti. Gittim, üye oldum. Kütüphaneye girdiğimde, ilk kez bu kadar çok kitabı bir arada görmüş olmanın şaşkınlığıyla bakakalmışım ki, kütüphane memuru, yanıma gelip, hangi kitabı istediğimi sordu.

Bir karşılık veremedim. Memur, bunun üzerine,
“Ne tür bir kitap istiyorsun? Roman mı, öykü mü, masal mı?”
diye sordu.
Bana en tanıdık gelen, masaldı.
”Masal,” dedim.
Kütüphanenin bir köşesini işaret eden memur,
“Masal kitapları orada; git, bak, seç bir tane,” dedi.

O köşeye gittim. Kitaplara dokunmaya çekindiğim için, yarım metre geride durup, sırtlarından adlarını okumaya başladım. Bir tanesinin adı daha çok dikkatimi çekti. Alıp okuduğum ilk kitap da o oldu.

Adı mı?
1001 Gece Masalları!

Beyşehir’de kaldığım ortaokul ve lise yıllarımda kütüphanenin en çok kitap alan üyesiydim: Sıkı bir okuyucuydum artık!

Bu dönemde her genç gibi şiir de yazdım… Ayrıca, severek yazdığım bir şeyi daha hatırlıyorum o dönemden: Arkadaşlarımın, sevdikleri kızlar için benden yazmamı istedikleri sevda mektupları…

Harfleri Sevdiğimi Nasıl Öğrendim?

Lise sonrasında İstanbul’a gittim ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne kaydoldum. Rakamlarla dolu iktisat, işletme, istatistik derslerini geçip okulu bitirdiğimde anladım ki: Ben aslında rakamların dünyasını pek sevmiyordum; benim sevdiğim daha çok harflerin dünyasıydı.

Harfleri yan yana getirip, sözcüklerle oynarken; onlarla cümleler kurup, paragraflar çatarken kalp atışlarım hızlanıyor, gözlerim parlıyor, kafamda şimşekler çakıyordu… Bunu kesin olarak anladığım günden itibaren, rakamların dünyasını bir kenara bırakarak, harflerin dünyasıyla daha yakından ilgilenmeye başladım.

İstanbul Radyosu’nun Arkası Yarın, Çocuk Saati ve Çocuk Bahçesi programları için radyo oyunlar yazmaya başladım…

Aynı zamanda, Türk ve dünya edebiyatının o güne kadar okuduğum temel yapıtlarını bir kere daha okumaya başladım.

Ama, bu kez, “ne yazmış?” diye değil, “nasıl yazmış?” diye bakarak… Öyküye ya da romana, nasıl başlamış, nasıl geliştirmiş ve nasıl bitirmiş diye?

Okuma maceram, bugün de, doludizgin devam ediyor… Yazmaktan daha çok zaman ayırıyorum hâlâ okumaya…

Çünkü, yazarlığın okulu yoktur;

ya da vardır:

Daha önce yazılmış iyi kitapları, iyi okumak!